"Hiçbir şeye gücüm yok ,acılar dışında." F. Kafka
Kafka acılarından beslenen bir insandı. Bahsettiği sadece verem olmasa gerek. Gördüğü,hissettiği tüm acılar... Onu etkileyen her şey. Öldürmeyen acı güçlendirir lafı belki de yaşamına çok uygun düşer. Acılarla yaşamını şekillendirmesiyle yazdığı şeylerin kişiselliğinin bir o kadar da evrensel oluşu onu Kafka yapan. O da bizden biri. Sadece kendinin farkında. Sadece dediğime bakmayın,bu önemli bir ayrıntı. İnsanlığın sorunu da bu. Bu onun kendi yaşamını yaratmasını sağlamıştı. Diğer insanlar ve yaşamları onların olmalıydı. Bilmesine biliyordu onların yaşamını da. İnsanlar çaresizce kendilerine ait olduklarını sandığı yaşamlarında debeleniyorlardı,hala da öyle. Farkında değillerdi. Neden debelendiklerini bilmeden nefes alıyorlar,yürüyorlar,konuşuyorlardı. Kavga ediyorlardı ve her zaman karşısındakine sözle,elle tecavüz ediyorlardı. Nedeni farkında olmamaktı. Bu sıkıntı büyük bir kaos gibi yayılıyordu. Yıkıyordu yine de yapıcılığa çıkmıyordu bu yol. Yıkım yıkımı doğuruyordu ama kendini yok etmiyordu. Böyle giden bir şeyi nasıl olur da Kafka göremezdi? Dalgalar gibi yayılan bu insanlık yalanına nasıl kayıtsız kalabilirdi? Kalmıyordu. Gözlemliyordu ve kendi yaşamının aslında tüm dünyadaki sıkıntıları da teşkil ettiğini biliyordu. Ama öncesinde kendi dünyasına dönmeliydi. Bu dünyayı ne kadar net görebilirse o kadar iyi yansıtabilirdi.
12 Ağustos 1914, "... Düzenli,bomboş,çılgın,delikanlıca yaşamımın da haklı yönü var. Çevremdeki durgun boşluğa bakmaktansa,kendi içimdeki ikili konuşmayı sürdürebilirim. Benim için,iyi olmanın yolu budur ancak." İşte Kafka'nın yaşamı bunları barındırıyordu.Kendi yaşamına en başta kendisini katıyordu. Başka insanlar olmadı mı hayatında? Elbette oldu. Ama yalnızlığı en büyük eşlikçisiydi her zaman.
Peki neden?
İnsanları o kadar iyi tanıyor ki bir yanı insandan kaçmaya dönük bu yüzden ama kurtulamıyor. Kendi de insan çünkü. Hikayesi o yüzden bize bu kadar tanıdık. Kaçtıkça içine düşüyor. Yine de farkındalığı ona her zaman farklı bir bakış açısı yaratıyor.
Kafka'nın insanlara bakışı nasıldı?
İnsanın olduğu her yerde midesinin bulandığını düşünüyorum Kafka'nın. Yine haklıydı. Ne dediyse rahatsız edici bir şekilde haklı çıktı.İnsanların saçma sapan,anlam katamadıkları ruhsuz yaşamlarına midesi bulanıyordu. Mide bulantısını şimdilerde ilaçlar çözümmüş gibi görünüyor. Onun ilacı ise yazmaktı. Yazmak onun gerçeğe bakış açısı aynı zamanda bu gerçekliğin ağırlığından kurtuluşu oluyordu. Tüm insanlığını bir kağıda döküyordu. İnsana özgü dediği ne varsa üstünden atıyordu. Neden bir böceğe dönüşüyordu? İnsanlığından sıyrıldığında işin gerçeğiyle yüzleşebiliyordu çünkü. İnsanca bencilliğinden sıyrılarak bu gerçeği görebiliyordu.Üzerindeki tüm baskıyı o zaman dışarıdan bir gözlemci edasıyla algılayabiliyordu. Algıları açılıyordu. Nefes alıyordu,hissediyordu.
Bana göre bizim içinde bulunduğumuz yaşam gerçek değil öyle ya nefes almamız bile gerçeği yansıtmıyor. Günümüzde diye başlamayacağım çünkü sırf günümüz için değil bu söylenenler. Geçmiştekilerle şimdiki zaman arasında bir kıyaslama yapmıyorum ama iyiye yönelik çok bir şey değişmemiş gibi. Teknolojideki gelişmeler de yeni bir dünyanın yaratımında destekleyici ama çözümden ziyade insanın kendinden kaçışı gibi.Gerçekten uzaklaşmamız da günümüzün sanal ortamlarıyla giderek paralellik gösteriyor.Yaratamadığımız dünyayı "0-1 0-1" lerle yaratıyoruz. Kendini yaratan insan beğenmezse başka bir kendi yaratabilme kolaylığına erişebiliyor. Şöyle diyebiliyoruz; "Seni uzaktan sevmek en güzeli be dünya! Hatta ve hatta insan! İnsanlar sizi uzaktan seviyorum." Hala evrenden,doğadan ve diğer canlılardan ayrı bir dünyanın hayallerini yaşıyoruz.Ancak bu içerideki boşluğu arttırıyor gibi. Hisleri yok ediyor, olanı yok ediyor ama güzel olanı yaratmıyor.Giderek bomboş şeyler yaratıyoruz. Mutlu olamıyoruz,memnun olamıyoruz. Kendimize aynada bakıyoruz ve göremiyoruz. Yok olmuşuz. Görüldüğü üzere Kafka'nın çağı ile günümüz arasında bu bağlamda çok fark görülmüyor. Orada da başka tarzlarda aynı şeyi görebiliriz.
Peki neden?
İnsan neden esin kaynaklarını yok sayıyor?
Bizim dışımızdaki canlılar bizim yarattığımız kavramları bilmeyebilirler ama o kavramları "yaşayan" onlar. Onların yaşamlarına öykünmemiz bizi insan yapmadı çünkü hayvanlarla asla bir olmadık,olamadık. Onların yaşamlarından iyiyi kapabilme peşinde olmaktan çok uzak kendi hırslarımızı tatmin etmek amacıyla öykündük. Ne kadar boş bir amaç öyle değil mi? Onlardan kendimizi daha üstün gördük.Bu ise işin trajikomik yanı. Üstünlüğümüz yakarak,yıkarak yaratılmaz. Eşitliğe inanmıyorum ama eşit olmayan her şey belli bir ortamda ortamı güzelleştirmeye yarar,buna inanıyorum. Hepsinin eksiği ve fazlası birbirini tamamlar ve herkes ihtiyaçlarını böyle sağlar. Bizim doğayla işimiz de böyle ve açıkçası doğa biz olmasak da yaşamaya devam eder. O yüzden kimsenin bu üstünlüğe inandığını sanmıyorum ancak kandırma konusunda uzmanlaşmış olabiliriz. Bu kandırmaları gerçek saydığımızdan bugün böyleyiz. Bütünleşmeden yana değiliz. Ne evrenle,ne dünyayla,ne başka canlılarla.. Kendi ve karşı cinsimizle. Bencilliğimiz bizi yüceltmedi. Sömürmeye,yıkmaya götürdü. Bunu dile getirememeleri diğer canlıları asla sınırlamadı,ezmedi,mutsuz kılmadı. Ne kadar dile gelirse o kadar sınırlanıyorduk. Sınırlarımızı kendimiz belirleyecek kadar kendimizi seviyoruz. O kadar acınası canlılarız ki sınırlanmazsak öldürüyoruz,ölüyoruz. Buna ihtiyacımız var. Sınırlandıkça tüm pisliklerimiz denizdeki pet şişeler misali yüzüyor işin garibi ise kimse bunları ellemiyor. Kendi eline de bu pislik bulaşır diye belki de. Oysa bunları da yaratan biziz. Ne gerek var? Bu kadar karşı durmanın,hırsın,bencilliğin bize ve çevremize ne katkısı var? Sadece yorgunluk,sinirli haller,bastırılmış içgüdülerin en kötü hallerde ortaya çıkması.. Bu döngü tekrarlayıp duruyor.
Saçma! Her şey saçma!
Gereksiz ayrıntılar peşinde bir yaşam nasıl ışıklar içinde kalabilir? Yaşanası bir yer olabilir?
Barış elçisi değilim ama çok sıkıldım. Yıl 2015. Biz hiç bir yerde değiliz.Altımızdaki yer yok olmuş. Kör,sağır olarak yaşıyoruz. Şükür yaşıyoruz demeye getiriyoruz işi. Nerede olduğumu çoğu zaman hatırlamıyorum artık. Aynı mide bulantısını ben de yaşıyorum. Kafka gibi bir bakış açısı geliştiremedim,geliştiremem. Benim de kurtuluş aracım olsaydı demekten kendimi alamıyorum. Yok ama. Ben daha hızlı bir şekilde yok oluyorum. Gördükçe yok oluyorum, ne yapacağımı bilemiyorum. Sırf bir şeyleri ben götüremiyorum çünkü. Herkes bir şeyler yapmalı. 1914'te Kafka'nın yazdığı şeyden daha da ayrı olduk.
15 Şubat 2015 "Ayrı değiliz artık. Çok insan ve ya iki insan birbirinden ayrı değil. Kendi kendinden ayrı bir insan düşünün. İleride bu durumun nasıl bir hal aldığını düşünün. İşte öyle bir noktadayız."
Durumun farkında mısınız?